Basra Körfezi’nin dar çıkışı olan Hürmüz Boğazı, yalnızca günümüzün jeopolitik krizlerinin merkezi değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en eski güç mücadelelerinden birinin sahnesi olarak öne çıkıyor. Yüzyıllar boyunca ticaret yollarının kesişim noktası olan bu dar suyolu; savaşların, mezhep çatışmalarının ve imparatorluk rekabetlerinin merkezinde yer aldı.
“Hürmüz” adının kökeni ise tarihçiler arasında hâlâ tartışmalı. Bazı rivayetler ismi Sasani dönemindeki bir hükümdara dayandırırken, bazı anlatılar Ahura Mazda inancı ya da eski İran coğrafyasındaki yer adlarıyla ilişkilendiriyor. Ancak tüm bu tartışmaların ötesinde değişmeyen gerçek şu: Hürmüz, tarih boyunca yalnızca bir yer adı değil, stratejik bir hâkimiyet alanı oldu.
Körfez’de imparatorluk savaşı
17.yüzyıla gelindiğinde Hürmüz, Hint Okyanusu ticaretinin en önemli merkezlerinden birine dönüşmüştü. Baharat, inci, ipek ve değerli mallar taşıyan ticaret gemileri bu boğazdan geçiyor, bölgeye hâkim olan güç büyük ekonomik avantaj elde ediyordu.
Bu nedenle Portekizliler, 16. yüzyıldan itibaren Körfez’de güçlü bir askeri varlık kurdu. Hürmüz Adası ve çevresindeki limanlar Portekiz donanmasının kontrolüne geçti. Ancak Safevi hükümdarı Şah Abbas, bu hâkimiyeti kırmak için büyük bir hazırlığa girişti.
1622 yılında başlayan harekât, yalnızca bir ada kuşatması değil, Körfez’in geleceğini belirleyecek büyük bir hesaplaşmaydı. Safevi ordusu İngiliz donanmasının desteğini alarak Hürmüz ve Kişm adalarına yöneldi. Aylar süren çatışmalarda deniz savaşları, topçu saldırıları ve kuşatmalar bölgeyi adeta ateş çemberine çevirdi.

Safevi ordusunda Kürt savaşçılar
Dönemin kaynakları, savaşın yalnızca Safevi sarayının resmi anlatılarından ibaret olmadığını gösteriyor. Cerûnnâme ve Cengnâme-i Kişm gibi eserlerde Kürt savaşçıların rolüne özel vurgu yapılıyor.
Metinlerde “Ekrâd û Elvâr” olarak anılan Kürt ve Lor birliklerinin, savaşın en kritik anlarında ön saflarda yer aldığı aktarılıyor. Özellikle Portekiz savunmasının kırılmasında bu birliklerin etkili olduğu belirtiliyor.
O dönemde Kürt aşiretlerinin bir bölümü Safevi ordusu içerisinde askeri güç olarak kullanılıyordu. Dersim’den Urmiye’ye, Van’dan Horasan’a kadar uzanan geniş coğrafyada birçok Kürt topluluğu ya sürgün politikalarıyla yer değiştirmeye zorlandı ya da Safevi ordusunun sınır kuvvetleri hâline getirildi.
Ancak zamanla bu askeri yapı yalnızca kara savaşlarıyla sınırlı kalmadı. Körfez hattında görev yapan Kürt savaşçıların deniz operasyonlarına da katıldığı görüldü.
Körfez’de Kürt akıncılar
Kaynaklarda adı geçen Şebüsterli Kürt Hüseyin gibi isimler, dönemin savaşçı figürleri arasında dikkat çekiyor. Bazı minyatürlerde “Kürt deniz korsanı” olarak anılan bu akıncıların, Körfez’deki çatışmalarda etkin rol oynadığı aktarılıyor.

Bu durum, Kürtlerin yalnızca dağlık bölgelerde ya da kara savaşlarında değil, deniz ticaret yolları üzerindeki mücadelelerde de yer aldığını gösteriyor. Hürmüz çevresindeki limanların ele geçirilmesinde Kürt savaşçıların aktif rol aldığı, dönemin şiirlerinde ve fetihnâmelerinde açık biçimde dile getiriliyor.
Kadri adlı şairin kaleme aldığı Cerûnnâme’de Kürt savaşçılar için kullanılan ifadeler dikkat çekiyor. Şair, Kürtleri “denizler sultanı” olarak överken, Bahreyn ve Umman kıyılarındaki başarıların onların cesareti sayesinde kazanıldığını anlatıyor.
Zaferin ardından görünmez bırakılanlar
Safevi ordusu sonunda Portekiz hâkimiyetini kırmayı başardı. Hürmüz Adası ele geçirildi ve Körfez’deki güç dengesi değişti. Ancak zaferin ardından yazılan resmi tarih anlatılarında Kürt savaşçıların rolü büyük ölçüde geri plana itildi.
Savaşın yükünü taşıyan yerel güçler zamanla görünmez hâle gelirken, başarı doğrudan Safevi yönetimine mal edildi. Buna rağmen dönemin minyatürleri, şiirleri ve kronikleri Kürtlerin bu savaşlardaki etkisini tamamen silmeye yetmedi.

Bugün Hürmüz Boğazı yeniden dünya siyasetinin merkezinde yer alırken, bölgenin geçmişi de yeniden tartışılıyor. O geçmişin içinde ise yalnızca imparatorlukların değil, unutulmuş halkların ve görünmez bırakılmış savaşçıların hikâyeleri de bulunuyor.