Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçen 12 Eylül 1980 askerî darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Darbenin ardından işkence ve kötü muameleyle anılan Diyarbakır 5 No’lu Askerî Cezaevi’nde tutulan Senai Çelik, yaşadıklarını yıllar sonra anlattı.
Cezaevindeki uygulamaların yalnızca tutukluları değil, toplumun tamamını hedef aldığını belirten Çelik, işkencelere karşı geliştirilen direnişin dayatılan politikaları gerilettiğini savundu. Çelik, “Biz 12 Eylül’ü 5 No’lu Cezaevi’nde yenilgiye uğrattık” dedi.
Darbe Türkiye’de ağır bir bilanço bıraktı
12 Eylül askerî darbesinin ardından siyasi partiler, sendikalar ve yüzlerce sivil toplum kuruluşu kapatıldı. Darbe dönemine ilişkin kayıtlara göre 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
Yaklaşık 7 bin kişi için idam cezası talep edilirken 517 kişi hakkında idam kararı verildi. Bu kararlardan 50’si infaz edildi. Yüz binlerce kişi gözaltına alındı; cezaevlerinde işkence ve kötü muamele yaygınlaştı.
Bu dönemin en ağır uygulamalarının yaşandığı yerlerden biri Diyarbakır 5 No’lu Askerî Cezaevi oldu.

“Saldırı kimliğimizi hedef alıyordu”
“Yardım ve yataklık” ile “örgüt üyeliği” iddialarıyla yargılandığını belirten Senai Çelik, soruşturma ve gözaltı sürecinde 124 gün boyunca işkence gördüğünü söyledi. Çelik, 1982 yılında tahliye edildi.
Çelik’e göre 12 Eylül darbesi yalnızca devrimcileri ve siyasi muhalifleri değil, Kürtlerin kimliğini de hedef aldı. Cezaevindeki uygulamaların tutukluların siyasi düşüncelerini, kimliklerini ve kişiliklerini ortadan kaldırmayı amaçladığını ifade etti.
Maruz kaldıkları muameleyi “kimliksizleştirme ve insanlıktan çıkarma politikası” olarak tanımlayan Çelik, farklı siyasi çevrelerden tutukluların bu uygulamalara karşı birlikte mücadele ettiğini anlattı.
Okuma yazma bilmeyenlere onlarca marş ezberletildi
Cezaevinde tutuklulara zorla marş ezberletildiğini anlatan Çelik, okuma yazma bilmeyen insanların bile onlarca marşı öğrenmeye zorlandığını söyledi.
Çelik, cezaevindeki baskılara dayanabilmelerini sağlayan en önemli unsurun kendilerine ve birlikte mücadele etme güçlerine duydukları inanç olduğunu belirtti.
Yaşadıklarının hafızasında silinmeyecek izler bıraktığını ifade eden Çelik, maruz kaldığı bazı işkenceleri bugün dahi anlatmakta zorlandığını dile getirdi.
1982’de cezaevindeki direniş büyüdü
Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde uygulanan ağır baskı ve işkencelere karşı 1982 yılında bir dizi protesto eylemi gerçekleştirildi.
Mazlum Doğan’ın 21 Mart 1982’deki eylemini, mayıs ayında “Dörtler” olarak bilinen Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner’in protestosu izledi.
Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’in 14 Temmuz 1982’de başlattığı ölüm orucu ise cezaevindeki direnişin simge olaylarından biri hâline geldi. Eyleme katılan dört tutuklu yaşamını yitirdi.
Senai Çelik, açlık grevleri ve ölüm oruçlarının cezaevi yönetiminin dayatmalarını kabul etmeme iradesinin sonucu olduğunu söyledi. Ağır kayıplar verildiğini belirten Çelik, buna rağmen işkence ve teslim alma politikalarına boyun eğmediklerini ifade etti.

“5 No’lu toplumsal hafıza mekânı olmalı”
Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananların toplumun ortak hafızasına yeterince aktarılamadığını söyleyen Çelik, bunun en büyük eksikliklerden biri olduğunu belirtti.
İşkenceye uğrayanların başlattığı hukuki süreçlerin sonuçsuz kaldığını ifade eden Çelik, sorumluların etkili biçimde yargılanmadığını dile getirdi.
Çelik, 5 No’lu Cezaevi’nin yalnızca eski tutukluların değil bütün toplumun hafıza mekânı olması gerektiğini vurguladı. Böyle bir hafızanın korunmasının, benzer uygulamaların yeniden yaşanmasını önlemek açısından önem taşıdığını söyledi.
“Yüzleşmeden demokratik yaşam kurulamaz”
12 Eylül’ü yaşayanların ve onların çocuklarının yaşananları unutamayacağını belirten Çelik, geçmişle yüzleşmenin demokratik bir toplum kurulabilmesinin temel koşullarından biri olduğunu ifade etti.
Yeni kuşaklara cezaevinde yaşananların anlatılması gerektiğini söyleyen Çelik, “12 Eylül’ü halkın hafızasında mahkûm etmeliyiz” dedi.
Demokratik çözüm ve toplumsal barışa yönelik girişimleri desteklediklerini belirten Çelik, yürütülecek sürecin geçmişte yaşanan hak ihlallerini kabul eden ve yüzleşmeyi esas alan bir nitelik taşıması gerektiğini vurguladı.