Muş'un Alaniçi köyünde yaşayan üreticiler, mısır hasadını modern tarım makineleri kullanmak yerine dedelerinden öğrendikleri geleneksel yöntemlerle gerçekleştirmeyi tercih ediyor. İlkbahar aylarında büyük bir özenle tarlalarına ektikleri mısırları, büyüme dönemleri boyunca düzenli olarak sulayan çiftçiler, hasat vakti geldiğinde ise tarlaya oraklarıyla giriyor. Orakla biçilen mısırlar, saplarından tek tek ayrıldıktan sonra kurutulmak üzere damlara seriliyor. Yaklaşık 15 gün boyunca güneş altında bekletilen mısırlar, tamamen kuruduktan sonra torbalara dolduruluyor. Tanelerin koçanlardan ayrılması için ise torbalar sopalarla dövülüyor. Elde edilen mısırlar daha sonra değirmende öğütülerek un haline getiriliyor. Bu un, bölge halkı tarafından ekmek ve çorba yapımında kullanıldığı gibi balık kızartmalarında da tercih ediliyor.
Geleneksel yöntemlerin sürdürülmesi
Mesleğin kendisine dedesinden ve babasından miras kaldığını anlatan üretici Murat Gürtürk, köyde bu eski usulü yaşatan nadir isimlerden biri olduğunu vurguluyor. Gürtürk, tarlayı sürmekten sulamaya kadar her aşamayı büyük bir titizlikle takip ettiğini belirtiyor. Makinelerin yaygınlaşmasına rağmen el emeğiyle üretim yapmanın daha keyifli olduğunu düşünen Gürtürk, bu işi çocuklarına da aktarmayı hedefliyor. Üretilen mısırın büyük bir kısmını kendi aile ihtiyaçları için ayıran Gürtürk, kalan kısmını ise talep edenlere ulaştırıyor. Özellikle mısır ununun lezzeti ve doğallığı, ürünün farklı şehirlerden de ilgi görmesini sağlıyor.
Farklı şehirlere gönderiliyor
Günümüzde tarımsal faaliyetlerde makinelerin kullanımı oldukça yaygın olsa da Gürtürk ve amcası, köyde bu geleneği devam ettiren tek aile olarak dikkat çekiyor. El emeğiyle üretilen mısırların tadının daha farklı olduğunu savunan üretici, İstanbul gibi uzak şehirlere bile ürün gönderdiklerini ifade ediyor. Mısır ununu yoğurt ve sütle tüketmenin bölge halkı için vazgeçilmez bir lezzet olduğunu belirten Gürtürk, bu geleneksel üretimin hem sağlık hem de kültür açısından önemli olduğunu düşünüyor. Köyde herkesin bu zahmetli işi bırakmasına rağmen kendilerinin isteyerek ve severek üretmeye devam etmesi, yerel tarım kültürünün korunması adına önemli bir çaba olarak öne çıkıyor.