Hüseyin Arslan, yıllardır bölgedeki sosyal sorunları takip eden bir gazeteci olarak bu kez kalemiyle çocuk gelinler meselesine odaklanıyor. Yazar, yeni çıkan Doğunun Kızı isimli romanıyla okurları Doğu’nun sert kışından Batı’nın yabancı evlerine uzanan zorlu bir yolculuğa çıkarıyor.
SAREY’İN DRAMI ÜZERİNDEN ANLATILANLAR
Gazeteci Arslan, romanında Sarey isimli genç bir kızın hikayesini anlatıyor. Doğu’da yoksulluk içinde büyüyen Sarey, henüz çocuk yaşta batıdaki bir şehre gelin olarak gönderiliyor. Kitap, Sarey’in isminin ve hayallerinin nasıl elinden alındığını, yaşadığı şiddet ve baskı dolu günleri okurun yüzüne çarpıyor. Yazar, bir kadının nasıl hissizleştiğini ve sonrasında yeniden ayağa kalkma mücadelesini lirik bir dille kaleme alıyor.
TOPLUMSAL YARAYA EDEBİYATLA BAKIŞ
Doğunun Kızı, sadece bir kurgu olmanın ötesine geçerek bir dönemin sosyolojik röntgenini çekiyor. Arslan, önsözünde yer verdiği "Ecel gelse götürecek bir şey bulamazdı" cümlesiyle aslında bölgedeki derin yoksulluğun altını çiziyor. İstatistiklerin ardındaki gerçek insan hikayelerini hatırlatan yazar, çocuk yaşta evlendirilen kızların yaşadığı parçalanmış hayatlara dikkat çekiyor. Roman, hem bir edebiyat eseri hem de bir toplumsal gerçeklik belgesi olarak raflarda okurlarını bekliyor.