Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi'nden Prof. Dr. Faruk Kaya, Ağrı Dağı'nın zirvesini kaplayan takke buzulunun iklim değişikliği nedeniyle hızla eridiğini ve ciddi bir risk oluşturduğunu açıkladı.

Buzul alanında büyük kayıp
1900'lü yılların başında yaklaşık 15 kilometrekarelik bir alanı kaplayan takke buzulu, güncel uydu verilerine göre 5 kilometrekareye kadar geriledi. Geçmişte 3 bin 600 metre seviyelerine kadar inen buzul vadileri, bugün 4 bin 900 metre rakımlarına kadar çekilmiş durumda. Bu durum, dağın zirvesindeki dengenin bozulduğunu ve buzulların zayıfladığını gösteriyor. Prof. Dr. Kaya, bu erimenin sadece bir doğa olayı olmadığını, aynı zamanda bölgedeki yerleşim yerleri için potansiyel bir tehlike sinyali taşıdığını vurguluyor.

Geçmişteki felaketler uyarıcı nitelikte
Ağrı Dağı'nın kuzeydoğu eteklerinde bulunan Ahura Vadisi, 1840 yılında yaşanan büyük bir felaketle tarihe geçti. O dönemde yaşanan ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği olay, bugün hala bilim dünyasında tartışılıyor. Bazı araştırmalar deprem ve volkanik hareketliliğin tetiklediği çamur akıntısına işaret ederken, diğerleri devasa bir kaya-buz kütlesinin vadiyi süpürdüğünü savunuyor. Ahura köyünün yerle bir olmasına neden olan bu felaket, bölgenin jeolojik hafızasında derin izler bıraktı. Bugün Yenidoğan adıyla varlığını sürdüren köy, bu kadim riskin canlı bir tanığı olarak duruyor.

Küçük hareketler büyük riskin habercisi
Ahura Vadisi 1840'tan bu yana sessiz kalmadı ve zaman zaman küçük ölçekli çamur akıntılarına sahne oldu. Özellikle 2021 ve 2026 yıllarında yaşanan taşkınlar, vadideki dengenin hala tam olarak kurulmadığını kanıtlıyor. Prof. Dr. Kaya, bu tür yerel olayların büyük felaketlerin erken habercisi olabileceği konusunda uyarıyor. Türkiye'nin yüksek dağlarının, özellikle Ağrı, Cilo ve Kaçkar'ın sistematik bir buzul izleme programına dahil edilmesi gerektiğini belirtiyor. Uydu görüntüleri ve yamaç deformasyon ölçümleriyle yapılacak düzenli takipler, olası bir felaketin önceden fark edilmesini sağlayabilir.
Yerleşim yerleri için yeni değerlendirme
Uzmanlar, dere yataklarına yakın bölgelerde bulunan yerleşimlerin risk altında olduğunu hatırlatıyor. İklim değişikliğiyle birlikte buzul kopmaları ve kaya çığları gibi afetlerin yerel ölçekte artış gösterdiği görülüyor. Bu nedenle, vadi yamaçlarındaki yapılaşmaların jeolojik riskler ışığında yeniden gözden geçirilmesi hayati önem taşıyor. Dağların zirvesindeki buz kütlelerinin sessiz durmadığını belirten bilim insanları, bu sessizliği vaktinde duyabilmek için bilimsel verilerin rehberliğinde önlem alınması gerektiğini savunuyor. Türkiye'nin buzul kaynaklı afetlere karşı hazırlıklı olması, gelecekte yaşanabilecek dramların önüne geçmek için tek yol olarak öne çıkıyor.