Ekrem İmamoğlu hakkında kamuoyunda “diploma davası” olarak anılan davanın dördüncü duruşması yapıldı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı olan İmamoğlu hakkında, diplomasına ilişkin zincirleme şekilde “resmi belgede sahtecilik” iddiasıyla açılan davada 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep ediliyor.
Mahkeme heyeti, savunmaların alınmasının ardından duruşmayı 6 Temmuz tarihine erteledi.
SAVUNMASINDA DAVAYA YÖNELİK ELEŞTİRİLERDE BULUNDU
İmamoğlu, duruşmada yaptığı savunmada davaya yönelik eleştirilerini dile getirdi ve süreci sert ifadelerle değerlendirdi.
Savunmasına şu sözlerle başladı:
"Bu hafta Ramazan ayına giriyoruz. Ne yazık ki Ramazan aylarında ülkemizi yoran talihsiz süreçleri geçmişte de yaşadık"
Konuşmasının devamında şunları söyledi:
"Oysa Ramazan ayı berekettir; insanların birbirini hissetmesidir. Vicdanı harekete geçirir, insanın aklını başına getirmesine vesile olur. 'Neredeyim' diye sorgulatır; makamı, mevkiyi, varlığı, yokluğu gözden geçirmesine vesile olur ve insanı yaradana sığınmaya yöneltir. Aslında insanların eşitliğini hissetmesi ve eşitlenmesi adına bir fırsat ayıdır. Bu fırsat ayının bu şekilde hissedilmesi ve değerlendirilmesi de buradaki temennimdir.
Ne var ki, 2019’da Ramazan ayında seçimi iptal eden zihniyet, 2025 yılında yine Ramazan ayında diplomamı iptal eden zihniyet, bu kez de Ramazan ayına denk getirilen; içi yalanla, iftirayla ve büyük günahlarla doldurulmuş, sahtecilik kavramı altında toparlanmış bir iddianameyle Mart ayında yargılanacağımız bir süreci önümüze koymuştur. Bu dava Ramazan ayının arefesine denk gelmiştir. Ramazan ayına girdiğimiz bu günlerde yine absürt ve çirkin bir davayla karşı karşıyayız. Yargı düzeni içinde olmaz denilen ne varsa bizlere yaşatılmaktadır."
İDDİANAMEYE YÖNELİK ELEŞTİRİLER
İmamoğlu savunmasında iddianameye yönelik eleştirilerini sürdürdü ve şu ifadeleri kullandı:
"Yaklaşık 16 aydır iktidarın talimatıyla İstanbul’a konumlandırılmış bir avuç muhterisin yürüttüğü operasyonlar ve oluşan kararlar zinciri, tarihte görülmemiş bir yargı skandalı dönemini ülkemize yaşatmıştır"
Konuşmasının devamında şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bunun milletimize maddi ve manevi maliyeti ağır olmuştur. Koltuk hırsıyla yürütülen 19 Mart darbesinin maliyeti 250 milyar doları aşmış; milletimiz fakirleşmiş, işsizlik artmış ve ülke itibarsız bir döneme sürüklenmiştir. Devlet geleneğimizle, kanunla ve anayasayla ilgisi olmayan; kurumlar ve yargı eliyle yürütülen kumpasların, işkencelerin ve insanları lekeleyen düzenin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. İşte böyle bir dönemde, çöp niteliğinde bir iddianameyle açılan diploma ve evrakta sahtecilik davasında; iki celseden sonra hakimi değiştirilen, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ve doğal hâkim ilkesinin yok sayıldığı bir uygulamayla dördüncü duruşma için buradayım. Bu iddianameyi yazan savcı ise sözde amacına ulaşmış, yer değişikliğiyle İstanbul’da bir ilçeye başsavcıvekili yapılmıştır. Bilinmelidir ki bu mesele ne diplomadır ne de yolsuzluk. Davaların komikliğine ve korkunun doğurduğu yargı sefaletine bakınız; 'Ahmak', 'Çirkin', 'Casusluk', 'Diploma iptali', 'Evrakta sahtecilik', 'Savcıya ve bilirkişiye hakaret', 'Rezalet.'"
DİPLOMA İPTALİ SÜRECİ NASIL BAŞLADI?
İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, 18 Mart 2025 tarihinde İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 28 kişinin lisans diplomasını iptal etmişti.
Kararın gerekçesi olarak, 1990 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce programına usulsüz yatay geçiş yapıldığı iddiası gösterildi. Üniversite, diplomaların “yokluk” ve “açık hata” gerekçesiyle iptal edildiğini açıklamıştı.
Diploma iptal kararından bir gün sonra başlatılan soruşturma kapsamında İmamoğlu gözaltına alınmış, ardından tutuklanmıştı. İmamoğlu’nun avukatları iptal kararına karşı idari dava açmış ancak mahkeme bu başvuruyu reddetmişti.





