HABER - Avaşin YILMAZ

Türkiye'nin dört bir yanında kadınların kaybolması, şüpheli şekilde hayatını kaybetmesi veya kendilerine ulaşılamaması vakaları, toplumsal hafızanın kanayan bir yarasına dönüştü. Her kayıp haberi kısa bir süre gündemde kalsa da, çoğu kez net bir sonuçla kapanmayan davalar arasında yer alıyor. Aşağıda, kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve adalet arayışının sürdüğü üç önemli vaka yer almaktadır:

NARİN GÜRAN — AİLE İÇİ CİNAYETİN AĞIR BEDELİ

Diyarbakır'ın Bağlar ilçesinde yaşanan ve tüm Türkiye'yi sarsan Narin Güran cinayeti, bir çocuğun kayboluşunun ardından gelen en acımasız gerçekleri gözler önüne serdi. Mahkeme, 8 yaşındaki Narin'in annesi, ağabeyi ve amcası dâhil olmak üzere aile fertlerinin cinayette rol aldığına hükmederek ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi.

Diyarbakır'ın Kayıp Kızları Her Biri Yarım Kalan Bir Hikaye1

Bağlar ilçesi kırsalında yaşayan 8 yaşındaki Narin Güran, 21 Ağustos 2024 sabahı Kur'an kursuna gitmek üzere evden ayrıldı ve bir daha geri dönmedi. Ailesinin akşam saatlerinde yaptığı kayıp ihbarı üzerine geniş çaplı arama çalışmaları başlatıldı. Ancak 19 gün süren aramalardan sonuç alınamadı. 8 Eylül 2024 tarihinde, Narin'in cansız bedeni, evine birkaç kilometre uzaklıktaki Eğertutmaz Deresi kenarında, bir çuval içinde ve üzeri taşlarla örtülmüş halde bulundu.

Adli Tıp Kurumu raporu, Narin'in boğaz bölgesine uygulanan baskı sonucu asfiksi (nefessizlikle ölüm) sonucu hayatını kaybettiğini tespit etti. Raporda, ölümün doğal veya kaza kaynaklı olmadığı ve cesedin gizlenmeye çalışıldığı vurgulandı.

SORUŞTURMANIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİREN DELİLLER

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturma kapsamında, ailenin bazı fertleri gözaltına alındı. Anne, ağabey ve amcanın ifadelerindeki çelişkiler, cep telefonu baz istasyonları, araç GPS kayıtları ve kamera görüntüleriyle desteklendi. Teknik incelemeler, sanıkların olay zaman diliminde Narin'in cesedinin bulunduğu bölgede bulunduklarını kanıtladı.

Diyarbakır'ın Kayıp Kızları Her Biri Yarım Kalan Bir Hikaye2

Bu veriler doğrultusunda, Savcılık; anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran hakkında "iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme" suçundan iddianame hazırladı. Cesedin taşınmasına yardım ettiği iddia edilen Nevzat Bahtiyar ise "suç delillerini gizleme ve yok etme" suçundan dosyaya dâhil edildi.

ÜÇ KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşması, 28 Aralık 2024'te sonuçlandı. Mahkeme, DNA incelemeleri ve teknik delilleri esas alarak, Narin’in öldürülmesinde aile fertlerinin doğrudan rol aldığına hükmetti.

Açıklanan karara göre:

Anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran, "iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Cesedi dere kenarına taşımaya yardım eden Nevzat Bahtiyar ise 4 yıl 6 ay hapis cezası aldı.
Mahkemenin gerekçeli kararında, sanıkların çelişkili ifadeleri ve cinayet sonrasında delil gizleme çabaları, teknik kanıtlarla desteklenerek cezanın dayanağını oluşturdu.

Diyarbakır'ın Kayıp Kızları Her Biri Yarım Kalan Bir Hikaye3

TOPLUMSAL YANKI VE SORGULANAN GÜVENLİK

Karar, kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Narin Güran davası Türkiye'de çocuk cinayetlerine karşı duyarlılığın ve adalet arayışının simgelerinden biri haline geldi. Bazı sivil toplum örgütleri, olayın başından itibaren arama çalışmalarında koordinasyon hataları yapıldığını ve adli süreçlerde şeffaflık eksikliği bulunduğunu öne sürdü. Çocuğun en yakın çevresinde yaşanan bu trajedi, aile içi şiddet ve çocuk koruma mekanizmalarının yetersizliği tartışmalarını da yeniden gündeme taşıdı.

Sanıklar hakkında verilen cezalar şu anda Yargıtay incelemesinde olup, davanın kesinleşip kesinleşmeyeceği önümüzdeki aylarda belli olacak. Narin’in hikâyesi, ülkede çocukların güvenliği ve kayıp vakalarındaki ihmal zincirlerinin acilen sorgulanması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

ROJİN KABAİŞ — ÜNİVERSİTELİ BİR GENÇ KADININ ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ

Diyarbakır doğumlu, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümü üzerindeki sis perdesi, Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunda tespit edilen iki farklı erkek DNA'sı ile daha da kalınlaştı. 27 Eylül 2024'te kaybolan ve 15 Ekim 2024’te cansız bedeni Van Gölü kıyısında bulunan genç kadının dosyası, intihar, kaza ve cinayet ihtimalleri arasında karmaşık bir hukuki sürece işaret ediyor.

Diyarbakır'ın Kayıp Kızları Her Biri Yarım Kalan Bir Hikaye5

ATK RAPORU: İKİ DNA VE BİR MUAMMA

Rojin Kabaiş'in cansız bedeni, uzun süren arama çalışmaları sonucunda Tuşba ilçesi Mollakasım Mahallesi sahilinde bulundu. Van'da yapılan ön incelemenin ardından kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için numuneler İstanbul ATK’ya gönderildi. Raporda şu temel bulgular yer aldı:

Ölüm Nedeni: "Suda boğulma" olarak değerlendirildi.

Netlik Eksikliği: Boğulmanın intihar, kaza veya üçüncü bir şahsın müdahalesi sonucu mu gerçekleştiği hususunda tıbben net bir kanaat oluşturulamadığı vurgulandı.

Kritik Tespit: Göğüs (sternal) ve vajina içi (intravajinal) bölge olmak üzere iki farklı bölgede, iki ayrı erkeğe ait DNA profili tespit edildi.

Bu DNA tespitleri, dosyada cinsel saldırı iddialarını yeniden gündeme getirdi. Ancak raporda, cinsel saldırıyı kesin şekilde doğrulayacak travmatik bulguya veya saldırıya dair net tıbbi kanıt bulunmadığı da belirtildi. ATK, bu çelişkili durum nedeniyle, DNA bulgularının olay yerinden veya laboratuvar süreçlerinden gelebilecek "bulaşma ihtimalinin" de titizlikle incelendiğini kaydetti.

SORUŞTURMANIN SEYRİ VE HUKUKİ TARTIŞMALAR

Olay sonrası Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü bir soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yaptığı yazılı açıklamada, otopsi ve analizlerin eksiksiz yapıldığını ve İstanbul ATK'dan ek bir uzman mütalaası talep edildiğini belirtti. Bakanlık, kamera kayıtları, telefon incelemeleri, HTS verileri ve tanık ifadelerinin detaylı biçimde incelendiğini, telefon kilidinin açılması için yurt dışından uzmanların dâhil olduğu teknik çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Diyarbakır'ın Kayıp Kızları Her Biri Yarım Kalan Bir Hikaye6

DNA Raporlarının Gölgesinde: Raporda belirtilen iki farklı erkek DNA'sı meselesi, dosyanın yönünü değiştirebilecek kritik bir noktada duruyor. Van Barosu dâhil olmak üzere sivil toplum kuruluşları ve avukatlar, bu DNA örneklerinin kime ait olduğunun tespit edilmesini talep ediyor. Ayrıca barolar, dosyanın şeffaf yürütülmemesi ve gizlilik iddiaları nedeniyle ATK ve ilgili savcılar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Toplumsal Tepki ve Siyasi Engeller: Rojin Kabaiş'in ölüm yıldönümünde çeşitli şehirlerde "Rojin İçin Adalet" yürüyüşleri düzenlendi. Aile üyeleri, Rojin'in intihar etmediği yönündeki inançlarını sıkça dile getirerek dosyanın aydınlatılmasını talep ediyor. Öte yandan, TBMM’de olayın araştırılması için komisyon kurulmasına dair sunulan öneri, AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Üniversite yönetimi ise "asılsız iddialar" üzerinden sosyal medyada suç duyurusu yapılacağını duyurdu.

Diyarbakır'ın Kayıp Kızları Her Biri Yarım Kalan Bir Hikaye4

HALİHAZIR DURUM VE BEKLENTİLER

Tutuklama yok: Henüz suçlanan ya da tutuklanan kimse kamuoyuna açıklanmış değil.

Kanıt Çelişkisi: Mevcut kanıtlar, ölümün kesin biçimini belirlemekten uzak; DNA tespitleri ve saldıçı izi olmaması büyük bir çelişki yaratıyor.

Kader belirsizliği: DNA analizleri ve beklenen uzman mütalaalar, dosyanın kaderini değiştirebilecek potansiyele sahip.

Güven sorunu: Laboratuvar süreçlerindeki "bulaşma ihtimali" tartışmaları ve şeffaflık eksikliği, dosyanın aile ve kamuoyu nezdinde güvenilirliğini zedeleyen unsurlar arasında.

Rojin Kabaiş'in dosyası, adli süreçlerin karmaşıklığı ve toplumsal vicdanın hassasiyeti arasında bir dönüm noktası olarak görülüyor. Ailenin ve kamuoyunun beklentisi, maddi gerçeğin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanmasıdır.

GÜLİSTAN DOKU — Bölgeden Bir Diğer Kayıp Kadın Vakası

Gülistan Doku, 21 yaşında, Munzur Üniversitesi öğrencisiyken 5 Ocak 2020'de Tunceli'de (Dersim) kayboldu. Son olarak erkek arkadaşı Z. A. ile görüştüğü, ardından Uzunçayır Baraj Gölü civarında kayıplara karıştığı tespit edildi. Beş yıldır süren kapsamlı arama ve soruşturmalara rağmen Gülistan'a ait hiçbir ize rastlanamadı.

Diyarbakır'ın Kayıp Kızları Her Biri Yarım Kalan Bir Hikaye8

Dersim’nin soğuk bir ocak sabahında, 5 Ocak 2020’de bir genç kadın yurttan çıktı ve bir daha geri dönmedi. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku, ardında sadece bir telefon sinyali, birkaç kamera görüntüsü ve derin bir sessizlik bıraktı. O günden bu yana geçen yıllar içinde aramalar yapıldı, dosyalar açıldı ve kapandı; ama Gülistan’a dair somut bir ize hâlâ ulaşılamadı.

BARAJ KIYISINDA KAYBOLAN İZ

22 yaşındaki Gülistan Doku, Munzur'un sularına bakan bir şehirde hayaller kuran bir genç kadındı. Kaybolduğu sabah son kez Sarı Saltuk Viyadüğü civarında görüldü ve telefonundan gelen son sinyal de aynı bölgeden alındı. Bu bölge, Uzunçayır Baraj Gölü'nün hemen kıyısıydı.

Olayın hemen ardından yapılan kapsamlı aramalar bu baraja yönlendirildi. Dalgıçlar, sonar cihazları, botlar ve özel ekiplerle yürütülen arama çalışmalarına rağmen, o koca göl, Gülistan’dan hiçbir iz vermedi. Gölün gri suları, adeta bu gizemin üstünü örtmeye devam etti.

Gülistan’ın ailesi ve yakın çevresi, kaybolmadan hemen önce eski erkek arkadaşı Zaynal Abakarov ile tartıştığını söyledi. Abakarov, kısa süreliğine gözaltına alınsa da serbest bırakıldı. Bu noktadan itibaren dosyanın yönünün değiştiğini savunan aile, adaletin "korumacı bir sessizliğe" gömüldüğünü dile getirdi.

Diyarbakır'ın Kayıp Kızları Her Biri Yarım Kalan Bir Hikaye7

Kamera kayıtları, telefon trafikleri ve mesajlaşmalar detaylıca incelendi. Ancak dosyada net bir tablo ortaya çıkmadı; soruşturma kimi zaman "intihar," kimi zaman "kayıp kişi" ihtimali üzerinden yürütüldü. Ne Gülistan’ın cesedi bulundu, ne de somut bir fail ortaya çıkarıldı. Gülistan Doku, böylece Türkiye’nin en uzun süredir kayıp olan ve hakkında net bir sonuca ulaşılamayan kadınlarından biri hâline geldi.

AİLENİN BİTMEYEN MÜCADELESİ

Aradan geçen yıllara rağmen Gülistan’ın ailesi Tunceli’yi terk etmedi. Her yıl, kayboluşunun yıldönümünde, barajın kıyısına gidip aynı soruyu sordular: “Gülistan nerede?” Kardeşi Aygül Doku’nun, sosyal medyada ve meydanlarda yıllardır yinelediği “Bir baraj dolusu suyu aradınız, ama bir kızı bulamadınız” çağrısı, toplumun vicdanında derin yankılar uyandırdı. Kadın örgütleri, öğrenciler ve sanatçılar Gülistan’ın adını unutturmadı.

Diyarbakır'ın Kayıp Kızları Her Biri Yarım Kalan Bir Hikaye9

2024 yazında, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı yeniden ele alma kararı aldı. Yeni bir başsavcı atandı, özel bir ekip kuruldu ve yıllardır kapalı kalan tüm deliller, görüntü kayıtları ve tanık ifadeleri yeniden incelemeye alındı. Bu gelişme, ailenin temkinli bir umutla bekleyişini sürdürmesine neden oldu. Belki bu kez sessizlik bozulacak, belki bu kez adalet gerçekten bir iz bulacaktı.

Gülistan Doku’nun kayboluşu, yalnızca kişisel bir kayıp vakası değil; Türkiye’de kadına yönelik şiddetin, kayıp vakalarının takibindeki aksaklıkların ve adalete erişimdeki zorlukların sembolü haline geldi. Onun ismi, bugün Türkiye’nin dört bir yanında adalet arayan kadınların sesi olarak yankılanmaya devam ediyor: “Gülistan Doku için adalet.”

Muhabir: Avaşin YILMAZ