2 Nisan 2022’de hayatını kaybeden Mıgırdiç Margosyan, yalnızca bir yazar değil, aynı zamanda bir kentin hafızasını taşıyan anlatıcılardan biriydi. Onun metinleri, bir zamanlar çok dilli, çok kimlikli bir yaşamın sürdüğü Diyarbakır’ın sokaklarını, avlularını ve insan ilişkilerini bugüne taşıyan güçlü birer kayıt olarak okunuyor. Ölüm yıldönümünde Margosyan’ı anmak, yalnızca bir edebiyatçıyı hatırlamak değil; aynı zamanda kaybolmuş bir birlikte yaşam kültürünü yeniden düşünmek anlamına geliyor.

Bir mahalleden dünyaya açılan hafıza

1938 yılında Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı Hançepek Mahallesi’nde doğan Margosyan, çocukluğunu “Gâvur Mahallesi” olarak bilinen bu çok kültürlü çevrede geçirdi. Bu mahalle, yalnızca bir mekân değil, onun edebiyatının ana damarı oldu. Süleyman Nazif İlkokulu ve Ziya Gökalp Ortaokulu’nda başlayan eğitimi, İstanbul’da Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Ermeni Lisesi’nde devam etti. Henüz 15 yaşındayken, anadilini öğrenmesi için İstanbul’a gönderilmesi, hayatındaki ilk büyük kırılma oldu.

Bir Mahalleden Dünyaya Açılan Hafıza

Bu gidiş, fiziksel bir kopuş anlamına geliyordu. Diyarbakır’la bağı, uzun yıllar boyunca yalnızca yaz tatilleriyle sınırlı kaldı. 1960’lardan sonra ise neredeyse tamamen kesildi. Ancak bu kopuş, onun yazısında tersine bir etki yarattı. Margosyan, çocukluk hafızasını edebiyatın merkezine yerleştirerek, geride bıraktığı şehri yeniden kurdu.

Onun metinlerinde Diyarbakır, yalnızca bir şehir değil; birlikte yaşamanın, gündelik hayatın ve kültürel temasın canlı bir sahnesidir. Ermeniler, Kürtler, Süryaniler, Keldaniler, Yahudiler ve diğer topluluklar, Margosyan’ın anlatısında yan yana, iç içe bir yaşamın parçaları olarak yer alır.

Hafızanın dili: Gâvur Mahallesi

Margosyan’ın edebiyatında dönüm noktası, 1980’lerde yayımlanan Ermenice öykülerinin kitaplaşmasıyla geldi. “Bizim Oralar” anlamına gelen Mer Ayt Goğmeri, onun ilk kitabı olarak dikkat çekti ve Paris’te verilen Eliz Kavukçuyan Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Ancak geniş okur kitlesine ulaşmasını sağlayan eser, 1992’de yayımlanan Gâvur Mahallesi oldu.

Hafızanın Dili Gâvur Mahallesi

Gâvur Mahallesi, yalnızca bir anı kitabı değildir. Bu eser, çocukluk hafızasının diliyle kurulan bir toplumsal tarih anlatısıdır. Margosyan, mahalledeki gündelik yaşamı, küçük olayları, komşuluk ilişkilerini ve çok dilli konuşma biçimlerini büyük bir ayrıntı ve mizahla aktarır.

Bu anlatı biçimi, Ermeni taşra edebiyatının Türkiye’deki son güçlü örneklerinden biri olarak kabul edilir. Hagop Mıntzuri sonrası bu geleneği sürdüren Margosyan, taşrayı merkeze taşıyan bir edebi damar kurmuştur.

Onun metinlerinde dikkat çeken bir diğer unsur ise dilin kendisidir. Türkçe yazmasına rağmen, metinlerinde Ermenice, Kürtçe ve yerel ağızların izleri hissedilir. Bu çok katmanlı dil, anlatının yalnızca içeriğini değil, ritmini ve tonunu da belirler.

Bir öğretmen, bir tanık, bir anlatıcı

Margosyan yalnızca bir yazar değildi. 1966-1972 yılları arasında İstanbul Üsküdar’daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde öğretmenlik ve müdürlük yaptı. Felsefe, psikoloji ve edebiyat dersleri verdi. Bu dönemde yetiştirdiği öğrencilerle kurduğu ilişki, onun anlatılarındaki insani derinliğin önemli kaynaklarından biri olarak görülür.

Bir Öğretmen, Bir Tanık, Bir Anlatıcı

Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atılsa da yazmayı hiç bırakmadı. Aras Yayıncılık’ın kurucuları arasında yer aldı ve bu yayınevi aracılığıyla Türkiye’de Ermeni edebiyatının görünürlüğüne önemli katkılar sundu.

Gazetecilik de onun üretiminin önemli bir parçasıydı. Agos, Evrensel ve Nor Marmara gibi yayınlarda yazdı. “Kirveme Mektuplar” başlıklı yazıları, hem kişisel hem toplumsal hafızayı iç içe geçiren metinler olarak dikkat çekti.

Migirdiç Margosyan 4

Diyarbakır: Bir aidiyet meselesi

Margosyan’ın hayatındaki en belirleyici unsurlardan biri, Diyarbakır’la kurduğu bağdı. Kendisi bu ilişkiyi, “Diyarbakır benim bir parçam, ben de onun bir parçasıyım” sözleriyle ifade etmişti.

Uzun yıllar şehirden uzak yaşamasına rağmen, Diyarbakır onun için yalnızca bir doğum yeri değil, bir aidiyet alanıydı. Davet edildiğinde programını değiştirecek kadar güçlü bir bağdan söz edilir. Bu bağ, onun edebiyatında da açıkça görülür.

Onun metinlerinde Diyarbakır, geçmişin nostaljik bir görüntüsü olarak değil, yaşayan bir hafıza olarak yer alır. Ancak bu hafıza, aynı zamanda bir kaybın da kaydıdır. Gidenler, kaybolan zanaatlar, boşalan mahalleler ve silinen sesler, Margosyan’ın anlatısında sürekli hissedilir.

Margosyan

Bir kaybın ardından kalanlar

Margosyan, 2 Nisan 2022’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Cenazesi Şişli Ermeni Mezarlığı’na defnedildi. Ardında bıraktığı eserler, yalnızca edebi bir miras değil; aynı zamanda çok katmanlı bir toplumsal hafızanın kayıtlarıdır.

Onun yazdıkları, Türkiye’de farklı kimliklerin birlikte yaşama deneyimini anlamak açısından önemli bir kaynak niteliği taşır. Özellikle Anadolu’daki Ermeni yaşamına dair gündelik detayları, içeriden bir bakışla aktarması, onu benzersiz kılar.

Bugün Margosyan’ı anmak, sadece bir yazarı hatırlamak değil; aynı zamanda onun metinlerinde yaşayan bir dünyanın izini sürmektir. Diyarbakır’ın sokaklarında yankılanan çok dilli sesler, onun satırlarında varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Kaynak: dicletv.com