Suruç Katliamı’nda yaralanan Dr. Çağla Seven, 11 yıllık adalet arayışında gelinen noktayı "Keşke boş salonlara değil, gerçekten suçlulara konuşuyor olsaydık" sözleriyle özetlerken, hukukçular ve akademisyenler katliamların arkasındaki "cezasızlık" döngüsüne dikkat çekti.
İstanbul Barosu’nun ev sahipliğinde düzenlenen "Suruç Katliamı ve Hakikat Arayışı" başlıklı panelde, 20 Temmuz 2015’te yaşanan saldırının hukuki boyutu, kamu görevlilerinin sorumluluğu ve toplumsal hafızanın önemi masaya yatırıldı. Etkinliğe baro yöneticileri, hukukçular, akademisyenler ve katliamın tanıkları katıldı.
Etkili soruşturma yapılsaydı Gar Katliamı önlenebilirdi
Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Suruç dosyasındaki ihmallerin zincirleme bir etki yarattığını savundu. Kaboğlu, "Suruç’ta zamanında ve etkili bir soruşturma yürütülmüş olsaydı, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı yaşanmayabilirdi. Bu, sadece hukuki bir eksiklik değil, aynı zamanda toplumsal hafızamıza karşı bir sorumluluktur" dedi. Temmuz ayının Türkiye siyasi tarihinde "tek adam rejimine geçiş" ve acı kayıplarla özdeşleştiğini vurgulayan Kaboğlu, dosyanın karartılmaya çalışıldığını belirterek, hakikate ulaşmanın ancak ortak bir bellek oluşturmakla mümkün olacağını ifade etti.
İstihbarat kayıtlarına rağmen önlenmeyen saldırılar
Suruç İçin Adalet Platformu avukatlarından Özlem Gümüştaş, saldırıların münferit birer olay gibi gösterilmesine tepki gösterdi. Adıyaman Dokumacılar grubu üzerinden IŞİD yapılanmasına dikkat çeken Gümüştaş, "Canlı bomba olabilecekleri istihbarat kayıtlarıyla bilinen kişilerin, ellerini kollarını sallayarak sınır geçişleri yapması ve saldırıları gerçekleştirmesi, katliamların göz göre göre geldiğini kanıtlıyor" değerlendirmesinde bulundu. Gümüştaş, firari sanıkların neden yakalanmadığının ve hangi bağlantılarla korunduğunun hâlâ aydınlatılmadığını vurguladı.
İnsanlığa karşı suç vurgusu
Avukat Gamze Gökoğlu ise Suruç ve Ankara Gar Katliamı arasındaki organik bağa işaret ederek, her iki saldırının da benzer istihbarat zafiyetleri ve ihmallerle gerçekleştiğini belirtti. Akademisyen Dr. Hülya Dinçer ise Türkiye’deki cezasızlık pratiğinin, siyasal katliamların arkasındaki örgütlü yapıyı gizlemek için bir araç olarak kullanıldığını savundu. Dinçer, "Bu katliamların insanlığa karşı suç olarak tanımlanması, sadece bir hukuk tekniği değil, suçun kolektif niteliğinin kabul edilmesidir" diye konuştu.
"Geçmişten geliyoruz, vazgeçmiyoruz"
Panelin kapanışında konuşan Dr. Çağla Seven, 11 yıldır süren adalet mücadelesinin sadece mağdurlar için değil, toplumun geleceği için de hayati olduğunu belirtti. Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde hâlâ bir anıt bulunmamasının acılarını taze tuttuğunu dile getiren Seven, şunları söyledi: "Biz geçmişe dönmüyoruz, zaten geçmişten geliyoruz. Suruç, hayatımızda ve hukuk sistemimizde bir yarık açtı. Adalet duygusunu yitirmemek için ısrarla bu salonlarda hakikati haykırmaya devam edeceğiz."