AMED TV DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu.

Hatimoğulları'nın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

"Türkiye’nin uzun darbeler tarihine 3 Haziran 2024’te yeni bir darbe halkası daha eklendi. Hakkâri halkı baskılara, zulümlere, engellere rağmen sandığa gitti. Oyunu kullandı. Belediye eşbaşkanlarını seçti. AKP-MHP iktidarı ise kayyım atadı. Halkın seçtiği belediye eş başkanlarını yok saydı.

Yani Kürtlere “Senin seçme ve seçilme hakkın yok” diyor. “Sen bu ülkenin yurttaşı değilsin” diyor. Kürt halkı ve onlarla dayanışma içinde olanlara “Ulusal Güvenlik sorunusunuz” diyor. Asıl güvenlik sorunu sizsiniz! Çete, mafya düzeni sizsiniz! Bakmayın siz “hepimiz eşit yurttaşız” dediklerine.

Böyle eşitlik mi olur? Yerin dibine batsın sizin sahte eşitlik sözleriniz! Artık bu tiyatro son bulsun! Kimse inanmasın!

Biz Hakkâri'deydik ve hâlâ oradayız. Arkadaşlarımızla birlikte, Hakkâri'den İstanbul'a, genç, yaşlı demeden direnişimizi sürdürüyoruz. Toplumun her kesimi, kadınlar, gençler ve analar, onur ve haysiyetlerini koruma mücadelesi veriyor.

Siz darbe mağduruymuş gibi davranıyorsunuz ancak gerçek darbeci sizlersiniz. Kayyım atamaları, bir siyasi darbedir. Hakkâri'de askeri sokağa çıkararak, bu siyasi darbeye asker de dahil olmuş oldu.

Diyarbakır’da Bayram namazı saat kaçta? Diyarbakır’da Bayram namazı saat kaçta?

Siz darbecilerin paltosundan çıktınız ve FETÖ'cülerin yazdığı iddianamelerle halk iradesini gasp ediyorsunuz. Erdoğan, "yargının verdiği karar kimseyi rahatsız etmesin" demişken, neden 31 Mart'ta Kürt halkının verdiği karar sizi rahatsız ediyor? Sandıktan çıkan her iradeye saygı duyacağınızı söylerken, pratikte kayyım atayarak "Kürdün iradesi hariç" demiş oldunuz. Seçimlerde sürekli Kürt halkına yenilginizi kabul etmekte zorlanıyorsunuz.

Ant olsun, hem size hem de yanınızdaki suç örgütüne Kürt halkına, tüm halklara ve inançlara saygı duymayı öğreteceğiz. Bu, sadece sözde kalmayacak, eylemlerinizle de göstereceksiniz.

Kalkıp diyorlar ki "siz de dosyası olmayan aday koysaydınız." Peki, Mardin Nusaybin Belediye Eşbaşkanı Semire Nergiz'in ya da Van Başkale Belediye Eşbaşkanı Erkan Acar'ın dava dosyası var mıydı? Hayır. Bu, dava dosyasının sadece bir bahane olduğunu gösteriyor. Gerçekte yaşanan, çifte standart uygulayan bir sömürge hukukudur.

Hakkâri Belediye Eş Başkanları Mehmet Sıddık Akış ve Viyan Tekçe, halk oylamasıyla ve Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) onayıyla, YSK denetiminde yapılan seçimlerde yüzde 49 oy alarak seçildi. YSK tarafından mazbataları verildi, her şey yolundaydı. Ancak sonra "Terörle mücadele" bahanesiyle, "Seçilebilirsin ama yönetemezsin" denildi. Bu, açıkça Kürde karşı düşmanlık olarak adlandırılabilir.

Erdoğan, geçen gün "Yargı burada kanunu değil, hukuku konuşturmuştur" diyerek aslında yaşananları itiraf etti. Bu, Kürt halkına yürürlükteki kanunlar yerine sömürge hukuku uygulandığını açıkça ifade ediyor.

Sömürge hukukunu açıklamak gerekirse; bu, ortakları MHP'lilerin, belediyede Erdoğan'ın fotoğrafını indirdiğinde ses çıkarmayıp, DEM Partili bir belediye eşbaşkanı aynı şeyi yaptığında kıyamet koparan ve yargıya talimat veren ayrımcı bir anlayıştır.

Adalet Bakanı, Tatvan'da Erdoğan'ın fotoğrafının indirilmesi hakkında "birliğimize yönelik saldırıdır, milletimizin birliğini bozmaya yöneliktir" demiştir. Bu ifadeler, ayrımcı tutumun açık bir göstergesidir.

Bugün Filistin'deki zulümle Hakkâri'de yaşanan irade gaspı arasında hiçbir fark yok. Hakkâri, mazlumların gözünde Gazze gibidir; Gazze ne kadar meşru bir direniş alanıysa, Hakkâri için de direnmek aynı derecede hak ve meşrudur. İsrail ve Hakkâri'de polis şiddetinin benzer yüzlerini görmekteyiz.

Biz, ayrımcı ve darbeci hukuka karşı "Direniş Hukuku" ile mücadele ediyoruz. Meşru olanı savunmak, haktır. Sokaklarda, meydanlarda, parlamentoda, her yerde direnmeye devam edeceğiz. Hiç kimseye boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.

Bu vesileyle, Hakkâri Belediye Meclisi tarafından başkanvekili olarak seçilen Eş Başkanımız Viyan Tekçe'yi kutluyoruz. Meşru olan Viyan Tekçe ve seçilmiş belediye meclisidir. Atanmış kayyım Valiyi tanımıyoruz, meşru değildir.

1 Eylül 2016'da AKP ve ortağı MHP'nin oylarıyla çıkan Kayyım Kararnamesi, Venedik Komisyonu'nun Ekim 2017 raporunda hem Türkiye yasalarıyla hem de Avrupa Sözleşmeleriyle derin çelişkiler içinde olduğu belirtilmiştir. Kayyım rejimi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nı da ortadan kaldırmaktadır.

"Türkiye Yüzyılı" adı altında çıktıkları yolda, Tanzimat döneminden bile geriye düşmüşlerdir. Yeni dedikleri yüzyıl adeta 18. yüzyıldır. Şimdi, iktidar ve ortakları, Kürt vatandaşların yerel seçim hakkını kayyım atayarak ellerinden almakta ve Türkiye'yi Tanzimat öncesi, yani Padişahlık dönemine geri götürmektedir. O dönemde bile Kürtlerin hakları bu kadar gasp edilmemiştir. Bu politika, açıkça bölücülük politikasıdır.

"Bakanlık, yargı, polis, asker benim emrimde. Anayasayı dahi çiğneyebilirim" demek, Firavun ya da Dehak hükmüne eşdeğerdir. Bu, keyfiyet ve tek adam yönetiminin açık bir göstergesidir.

Zulüm ile abad olanın akibeti berbat olur. Bu dünya ne şahlar, ne padişahlar, ne Dehaklar, ne Firavunlar gördü; ama büyük insanlık asla boyun eğmedi.

Diyoruz ki;

Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin Padişahın
Gün gelir o da devrilir

Değerli Türkiye halkları, işçisi, işsizi, emeklisi, yoksulu, kadını, genci;

İktidar, "Askeri vesayetten kurtarılmış, sivil, yeni Anayasa" ve "Normalleşme" sözleriyle kamuoyuna bir yalan sundu. Ancak gerçekte, bu anormal ve zalim iktidar, Türkiye toplumunun tamamını esaret altına almak istiyor ve her yerde çifte standartlarla dolu bir hukuk sistemi uyguluyor.

Emekli maaş zammı talep eden, yaşanabilir bir ücret isteyen işçiler, sendikal haklarını kullanmak isteyenler ve "ben açım, aç", "işsizim, işsiz" diye feryat eden yoksullar, iktidar tarafından "terörist" olarak yaftalanıyor. Çay ve buğday gibi temel gıda maddelerinin taban fiyatları açıklandığında, artan enflasyon karşısında yapılan zamlar adeta komik kalıyor. Üreticiler isyanda. Faiz zamları nedeniyle krediye ulaşamayan esnaflar, gün içinde siftah yapamadan kepenk indiriyor.

Peki, bu durumda olan esnafa rağmen, Ayhan Bora Kaplan çetesine devlet bankasından 550 milyon TL kredi verilmedi mi? İktidarın gerçek derdi esnafı desteklemek değil, kendi çete düzenini büyütmektir. Hükümet, işçiye, işsize, yoksula, çiftçiye ve esnafa "Kes sesini. Benim dayattığım yeni normale biat et. Biz çete düzenini büyüteceğiz, sen susacaksın. Konuşursan seni terörist ilan ederim, bedel ödersin" diyerek tehditler savuruyor.

AKP'nin "normalliği" ve hukuku, bir avuç zengini daha da zenginleştiren, işçileri, emekçileri ve yoksulları ise açlığa ve sefalete mahkûm eden bir sistemdir. Bu hukuk, sadece belli bir kesimi değil, toplumun genelini köleleştiriyor. İstikrarlı bir şekilde işçi, emekçi, yoksul düşmanlığı yapılıyor."

Kaynak: Haber Merkezi