Diyarbakır'da 2015 yılında öldürülen Baro Başkanı Tahir Elçi'nin eşi Türkan Elçi'nin, üyesi olduğu Diyarbakır Barosu'ndan kaydını sildirdiği ortaya çıktı. Konunun gündeme gelmesi üzerine sosyal medya hesabı üzerinden yazılı bir açıklama yapan Elçi, aldığı kararın gerekçelerini ve yaşadığı süreci kamuoyuyla paylaştı.

SİSTEMATİK SALDIRI

Türkan Elçi, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bünyesinde aktif siyasete atılmasının ardından belirli çevreler tarafından sistematik bir biçimde hedef gösterildiğini ifade etti. Uzun süredir kendisine yönelik hakaretlere sessiz kaldığını belirten Elçi, sürecin artık tahammül sınırlarını aştığını kaydetti.

LİNÇ KAMPANYASI İDDİASI

Maruz kaldığı tutumun eleştiri boyutunu aşarak bir linç kampanyasına dönüştüğünü vurgulayan Elçi, saldırıların kişilik haklarını ihlal eder noktaya ulaştığını dile getirdi. Elçi, yaşanan bu gelişmeler üzerine mesleki kaydını Diyarbakır Barosu'ndan sildirme kararı aldığını bildirdi.

Türkan Elçi’nin paylaşımı şöyle:

“Birkaç gündür sistematik bir şekilde hedef gösterilmeme ve basında yer alan haberlere dair birkaç cümle kurma zorunluluğu hissediyorum.

Özellikle CHP’de siyaset yaptığımdan beri, belirli bir cenah tarafından yaptığım her açıklamaya, her paylaşıma hakaret edilmesine, hedef gösterilmeye uzun süre sessiz kaldım. Ancak bu durum artık yalnızca linç olarak geçiştirilecek bir durumun ötesinde kişilik haklarımın gaspı noktasına gelmiştir.

Uzun yıllar boyunca yaşanan çatışmalı süreçlerin sadece can ve mal kaybına yol açmadığını hepimiz biliyoruz. Bu süreçler aynı zamanda şiddete dayalı sert bir dilin egemen olduğu; nobran, hak arama kisvesi altında hak yiyen; demokratik olduğunu iddia ettiği hâlde antidemokratik; barışçıl olduğunu söylediği hâlde sataşkan, yıkıcı ve kendisine benzemeyeni yok etmeye hevesli yoz bir kültür de yaratabiliyor. Bu kültürün şımarık dili, sosyal medyada olduğu gibi hak arama iddiasındaki kurumları dahi işlevsiz hâle getirebiliyor.

Yıllardır hak mücadelesi veren, şiddetin her türüne karşı duran biri olarak, bu dili kullananları- karanlık mecradan türedikleri belli güruhu- muhatap almadım. Şiddetsiz bir toplum tahayyülünü kendine ilke edinmiş biri olarak siyaseti hak temelli bir yerden sürdürmeye çalışıyorum. Ancak bu tutumum, bana karşı yürütülen karalama ve hak gaspına sessiz kalacağım anlamına gelmez.

Geçtiğimiz aylarda Diyarbakır Barosu’ndan kaydımı sildirdim. Faili meçhul cinayetlerle mücadelede ve insan hakları alanında büyük sorumluluklar taşımış bir kurum olan Baro’nun kurumsal kimliğine zarar vermemek adına o dönemde herhangi bir açıklama yapmadım. Barodan kaydımı sildirmemin sebebi, baro üyesi ile aramızda çıkan ihtilafa dair Baro’nun tarafgir bir tutum sergilemesi, savunmanın temsili olan bir kurumun hakkaniyetle ifa etmesi gereken görevini yerine getirmemesinden kaynaklıdır. Konunun çözülmesi için tarafsız bir komisyon kurulması ve sürecin sağlıklı yürütülmesi için çaba gösterdim. Ancak tüm iyi niyetli girişimlerim sonuçsuz kaldı. Baro üyesi avukatın hakkımızı gasp etmesi karşısında çocuklarımın ve kendi hakkımı korumak için yaptığım başvurular dikkate alınmadığı için süreci yargıya taşıdım. Yargı süreci şu anda devam etmektedir.

Hakkımı savunmak için attığım her adımın çarpıtılması; çocuklarımın ve hatta hayatını kaybetmiş eşimin dahi bu tartışmalara malzeme edilmesi, ülkemizdeki kutuplaşmanın ve sorumsuz dilin ne denli yıkıcı olabileceğini bir kez daha göstermiştir.

Ben, hangi koşulda olursa olsun, şiddetsiz bir dilin ve hakkaniyetli bir adalet arayışının savunucusu olmaya devam edeceğim. Eleştiri değerlidir; ancak hakaret, iftira ve hedef göstermeyi bir mücadele yöntemi olarak benimseyenlerle yargının karşısında hesaplaşmaktan geri durmayacağım. Bugün bu açıklamayı yapmamın nedeni bir polemik yaratmak değil; ailemin ve kendi onurumun korunması zaruretidir.”

Kaynak: Haber Merkezi